Vatani görevimi yapmak üzere, diyarbakır’a gidiyorum. Buralar size emanet. Ekim’defree video poker how to play backgammon no deposit bonus online casino 888 no download casino play roulette craps game black jack download american roulette play video poker baccarat free casino game no download online casino free money on line casino wagering roulette online online casino betting free online casino slots free craps best casino roulette gambling internet casino gambling uk best casino online full pay video poker no deposit casino code best craps game black jack tournament best online casino site craps online game newest online casino free slots no download play blackjack online free dueces wild video poker black jack gambling online video poker game free casino cash no deposit video poker tutorial play free video poker how to win at black jack casino roulette casino guide how to win at roulette rules of craps casino game online real money backgammon baccarat casino online free video poker game play free video poker video poker odds video poker tournaments buluşmak üzere…
Geçen 3 senelik yadigar laptopumun ilk defa içini açtım, (garantisi bitti ya artık rahattım) ama nasıl topladım onu bilmiyorum. En az 35-40 vida söktüm, yerlerini kaybetmemek için kanepenin üzerine tek tek dizdim. Sökülme sırasına göre göre gruplandırdım. Kimisi uzun, kimi kısa, kimi bombeli hasılı baya bi karışık.
Maksat klavyenin içini 1800W’lık bir süpürge ile tuşlarını koparırcasına süpürmek (imkan olsa suda bekletmek) ve fanın etrafında toz varsa gidermek. Zira fan pis olunca iyi soğutma sağlanamıyor ve sinir olduğum bu fan zırt-pırt çalışıyor. Ayrıca klavyenin temiz olacağını da hiç zannetmiyorum, kendileri bir bilgisayarın her zaman en pis, en mikroplu, en berbat yeridir. Sık temizlemek gerekir. Hatta geçen internette haber okurker bu klavyelerin tuvaletlerden bile pis olacağını okumuştum.
Laptopun klavyesini ben yerinde çıkmaz diye bilirdim, meğersem 4 tırnaktan geçmeliymiş. Tık diye kaldırıp arkasındaki kabloyu çıkardım. Sonra detaylı bir temizliğe tabi tuttum. Önce süpürge ile iyice emiş yapıp süpürdüm. Sonra temizlenmeyen yerleri bu sefer süpürgenin üflemesiyle temizledim. En sonunda kolonyalı pamuk ile 10-15 defa temizleyip kuruladım. Bu bitti.
İç kısımlarda fan çevresinin biraz tozlandığı gördüm ancak beklediğim kadar da kirli değilmiş. Temiz kullanmışım canım :) Buraya da biraz süpürge tuttum.
Laptopun harddiskini, CD’sini ekranını, kart okuyucusunu hasıl bütün çevresel birimlerini çıkardım. Nemenem bişeymiş bu yaw. İlerledikçe vida, vida üstüne vida…

Süpürge ile temizledikten sonra bilgisayarı toplamaya çalıştım. İlk seferde vidaların yerini eksiksiz bulmuşum. Valla elimde vida artacak, bi yere takmayı unutacağım diye tırsmadım değil. Vidaların gruplanması iyi olmuş.
En son olarak bilgisayarın ekranını kolonyalı pamuk ile baya bi sildim. Sonra kasasını, mousepad’i falan, heryerini böyle sildim, şarja taktım. Deneme için açtım. Ohh dedim, çalışıyordu :)
Kısaca yanımızda olması gerekenler ve yapmamız gerekenleri sıralayalım:
- Yanımızda olması gerekenler: Tornavida, süpürge, kolonya, pamuk, (hassas ekranlar için LCD ekran temizleyicisi)
- Yapılacaklar: Bilgisayarın arkasındaki bütün vidaları sökün. Üst taraftan tutup kaldırmaya çalışın. Kalkmayan bir taraf varsa aman zorlamayın, onun oralarda mutlaka gizli bir vida ya da geçmeli bir yer vardır. İyi araştırın nerelerden bağlayabilirler diye.
- Benim laptopun klavyenin üstündeki yer geçmeliydi. Onu kaldırmadan diğer yerleri sökemedim.
- Ekranı çıkarmak için tutacakların arkasındaki vidaları sökün. Genelde vidayla beraber geçmeli bir yer daha vardır ordan da çıkartmaya bakın.
- En önemlisi vidaları sakın karıştırmayın. Sökme sıranıza göre gruplayın: Arkadan söktüklerim, ekranı tutanlar, içten çıkardıklarım, CD’nin vs…
- Klavyeyi çıkarmak için ince bir kablo vardır, onu çıkarmayı unutmayın. Ayrıca kabloda metal kısmın ne tarafa baktığa emin olun. Masa üstü bilgisayarlar gibi tek türlü girmesi gibi bişey yok. Her iki türlü de girebilir laptoptaki bazı bağlantılar ve yanlış taktıysanız tekrar sökmeniz gerekir.
- Süpürge ile klavyeyi hem emişli hem de hava üflemeli olarak temizleyin.
- Bilgisayardaki kabloları bağladıktan sonra, açılıp açılmadığını kontrol için laptopu çalıştırın. Elektronik kartların içine çalışırken sıvı yada metal birşey düşürmemeye özen gösterin.
- Vidaları sökme sırasına göre laptopu tekrar toplayın.
- Hatıra için yanında fotoğraf da çektirebilirsiniz :)
Sökme takma işlerini çok severim şahsen. En büyük hedefim bu konuda bir otomobili sökmek. Ama nasıl olur bilemem…
Denizi düşünüyorum da, içinde yaşanılanları dışarıya hiç farkettirmeden yaşayan engin, ıssız bucaksız… Ve şimdilerde belki de halim budur. Büyük fırtınalar koptuğu halde, etrafa hissettirmeden yaşayabilmek. Zaten gurbet elinde, kime açılacaksın da derdine çare bulacaksın.
Martılar dalıyor bazen denize, içindeki ihtişamı görebilmek için bir nebze. Ummanın içinde bir inci parlıyor ve taliplilerini bekliyor ancak haberi olan yok. İçim pırpır… Kime niyet kime kısmet diye beklerken, günler geçiyor, akşam oluyor, bir bakmışsın ömür merdiveninin bilmem kaçıncı basamağındasın. Dışarı açılmak lazım diye düşünmeden edemiyorum.
Milyarca balık hayatını idame ettirebilmek için denizin içinde bir oraya bir buraya… İçimde de birçok düşünce sonuca varabilmek için bir oraya bir buraya. Gemiler yolunu kaybetti denizde, feneri bulamadığından; düşüncelerim yolunu kaybetti mihenk taşını bulamadığından…
Deniz ve kumsal, deniz ve güneş… Ne muhteşem ikili değil mi? Ben mi… Hiç işte… Öylesine
Bakma öyle ya…
Gurbet böyle vurur birini…
>mebelidır büyük şehir istanbuldayım. Nihayetinde okumuş olduğum bölümle (makine mühendisliği) alakalı güzel bir iş buldum ve çalışıyorum. Okuldan, evden, memleketten ayrılmak zor ancak işin içine birde canım İstanbul girdi mi… Sanırım bu ayrılığı İstanbul gibi bir şehirle paylaştığımdan, en azından benim gibi milyonlarca insanın burada olduğundan haberdar olduğumdan yaramı hafifletiyor. Büyük şehir dedik ya, her türlüsünü içinde barındırıyor. Bütün imkanlar burada, elinin altında.
Anadoluya göre buranın insanları başka, gülümsemeler başka, zaman başka… Gürül gürül akan bir ırmakta saman çöpü misali bir oraya bir buraya uğramadığı yer kalmıyor, her türlü yaşam şeklini, içine girmesekte en azında gözlemleme fırsatı oluyor. Bazen halimize şükrediyoruz, bazen çılgın nefsimize uyup bir ah çektiğimizde oluyor… İstanbul dedik ya… Üstad Necip Fazıl ne güzelde dile getirmiş İstanbul’u. Tabi bir de ondan dinlemek lazım:
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul…
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir “Katibim”i…
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul…
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar…
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…
70, 80 ve 90 yaşlarında üç kardeş varmış. Üçü de, 60 yaşında üçüzler gibi görünüyormuş. 70 yaşındakine genç kalmanın sırrını sormuşlar. O da, 80 yaşındaki abisine sorulmasını söylemiş. Benden on yaş büyük olduğu halde, benim gibi 60 yaşında görünüyor demiş. 80 yaşındakine gitmişler, o da 90 yaşındaki abisini göstermiş, benden büyük olduğu halde o da, 60 yaşında görünüyor, ondan sorun demiş. 90 yaşındaki delikanlı ihtiyara sormaya gitmişler. Buyurun size açıklayayım demiş. Önce bir şeyler yiyelim, ondan sonra anlatırım demiş.
Yemekten sonra sofraya bir karpuz getirmesi için hanımına rica etmiş. Hanımı genç nine de, üst kattaki tavandan bir karpuz seçip getirmiş. Delikanlı ihtiyar, karpuzu beğenmemiş, daha iyisini getir demiş. Kadın gidip yine bir karpuzla gelmiş. Bizimki onu da beğenmemiş, tekrar başka bir karpuz getirmesini söylemiş. Nine yine bir karpuz getirmiş, ama onu da beğenmemiş.
Misafirlere, (Hanım iyisini bilemedi, gelin beraber seçelim karpuzu) demiş. Tavana varınca bakmışlar ki, tek karpuz var. Genç ninenin hep aynı karpuzu getirdiğini anlamışlar.
Genç dede misafirlerine, (Şimdi genç kalmamın sırrını anladınız mı?) diye sormuş. Onlar da anlamadık demişler. Dede, (Karpuz tavanda bir tane değil miydi? Hanım beni mahcup etmemek için, her seferinde başka karpuz getiriyor gibi göründü. “Tavanda başka karpuz mu var, hepsi bir tane” demedi. O beni hiç üzmedi ben de onu üzmedim. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya, yani ne kendi ana babamıza ne de başkalarına kesinlikle yansıtmadık. Yani birbirimizi, başkalarının önünde hiç zor duruma düşürmedik, mahcup etmedik. Böylece, ikimiz de genç kaldık) diyerek genç kalmanın sırrını açıklamış.
Efendim bu milletin kanını kim bozdu derseniz, medya derim. Suratına gülüp arkasından laf etmeyi kimden öğrendi deseniz yine medya derim. Böyle bir yarışma da yine ekranlarımızı süslüyor (!) Programın bilinen ismi “Yemekteyiz” ama öğrettiği şey yemekten çok kişinin yüzüne gülüp arkasından bir ton laf etmeye dayanıyor.
Yazıktır, günahtır yahu!!! Bir dakika önce hepsinden nefret ediyorum diyen bir yarışmacı, içeri girince kibarlıktan kırılacak.
Benim nadide milletim, kanı, aslı, soyu temiz, ahlakı güzel milletim… Kanmayınız böyle yarışma süsü verilen şeylere… Kanmayınız ey eli öpülesi analarımız… Şeytan kutusu demişler ya şu televizyona, hakikaten öyle.
İnanın bir daha öğreniyorum ki, 10000YTL için bu milletin ahlakını öyle bir bozmuşlar ki…
Bu milletin çöküşü, (Allah’ın izniyle olmayacak) ama olursa da ahlakının bozukluğu sebebiyle olacaktır. Bir milleti tutan değerlerin başında ahlak değerleri gelir. Bunu bilenler ise devletleri parçalamak için ilk olarak ahlak değerlerinden başlarlar. Böl-parçala-yut taktiği dediğimizde zaten budur.
Hepsiburada.com web sayfası olanlara ortaklık teklif ediyormuş. Ehh bizde değerlendirelim deyip sitemize, hepsiburada.com’un reklamlarını yerleştirdik. Ödeme olarak fena sayılmaz.
Aylık 1 - 5000 arası ziyaretçi getiren siteler için kullanılacak katsayı 0,04 YTL
Aylık 5000 - 10.000 arası ziyaretçi getiren siteler için kullanılacak katsayı 0,05 YTL
Aylık 10.000 - 20.000 arası ziyaretçi getiren siteler için kullanılacak katsayı 0,06 YTL
Aylık 20.000 - 30.000 arası ziyaretçi getiren siteler için kullanılacak katsayı 0,07 YTL
veriyorlarmış. Ayrıca en az ödeme limiti 30 YTL. Bu durum 2 senedir hala google adsense’den 100$’ı tamamlayıp alamadığıma göre çok çok iyi. Zaten 100$’ı bulayım hemen adsense reklamlarını kalıdracağım. Çok düşük ücret veriyor.
Ayrıca hepsiburada.com hemen reklam yayınlama ortaklığını kabul etti. Gittigidiyor.com kabul etmemişti. Sitesine alışveriş sitelernin reklamlarını koyacaklara güzel bir fırsat olabilir diye düşünüyorum.
Başvuru için şuradan alalım.
Ancak keşke reklam tasarımları biraz güzel olsaymış dedim içimden. Hiç de sevmediğim sarı rengi kullanmışlar.
Askerliğinizi tam yapmadan istediğiniz işi bulamıyorsunuz bu ülkede maalesef… Okuldan mezun olan hanım kızlarımız işlerini büyetedursunlar, bizler askerliği beklemek zorundayız.
Hayır, şimdi yanlış anlaşılsın istemem… Askerliğe karşı bir sıkıntım yoktur. Vatani görevimdir. Seve seve yaparım. Ancak Türkiye’de böyle bir sistem oluşmuş ne yazık ki. Askerliğini yapmayana fabrikaya geçici gelmiştir. Almasak da olur gibilerinden bakılıyor.
Halbuki sanayici düşünse… Al kardeşim, sana ucuz, akli melekelerinin en kuvvetli olduğu zamanını yaşayan gelişime olabildiğince açık, genç, koşuşturma içinde kaybolmayacak işgücü. Bir de bu tarafından bakmak lazım, öyle değil mi?..
Zaten tecrübesiz, tecrübe edineceği, mesleki pratik bilgisini arttırabileceği yer aradığından, bu kişi, pek hala ucuza çalıştırılabilir.
Neyse, neyse… Biz de bare askerliğimizi bekleyelim hala. Şunun şurasında ne kaldı ki, 3 ay 18 gün.
Makine mühendisleri odasının hazırlamış olduğu enerji verimliliği hakkındaki şu broşür, enerjiye verdiğimiz parayı ve israfı azaltacak şekilde pratik tavsiyelerde bulunuyor.
Isıtma-Soğutma, su kullanımı, aydınlatma, ev aletleri ve ulaşımda enerji tasarrufunun yolları tek tek anlatılmış.
Okuyup uygulamanızı tavsiye ederiz.
Broşüre buradan ulaşabilirsiniz.
0 Yorum muradu | Gündem, Mühendislik |
Ya kartal olup ucacaksin Yakalamak icin gunesi, Ya da tavsan gibi yasayacaksin Olmak icin bir kartal yemi. Ey Turk! Senin yerin yukseklerdedir. Uç!
Tüketici hakları derneği (TUDEF)‘den okuduğum yazıya göre garanti süresi içinde arıza yapan malı tamir ettirmeyip, bedelini ya da yenisini istemek gibi bir hakkımız varmış. İşin mevzuatı ise şöyle;
TÜKETİCİLERE UYARI VE ÖNERİLER
Garanti kapsamındaki mallarda herhangi bir arıza olduğunda tüketiciler arızalanan malı tamir ettirmek zorunda değildirler. Mal arıza yaptığında, malın iade edilerek bedelini ya da yenisiyle değiştirilmesini isteyebilirler.
Ancak, tüketiciler, bilerek ya da bilmeyerek arıza yapan garanti kapsamındaki malda tamir ve onarım seçeneğini isterlerse, malın daha sonraki arızalarında iade ya da değiştirme seçeneğini kullanabilmeleri için yukarıda “ garanti süresi içinde diğer yükümlülükler” başlığı altında belirtilen koşulların oluşması gerekmektedir.
Bu nedenle, akılcı olan, garanti süresi içindeki ilk arızada malın bedelini ya da yenisiyle değiştirilmesini satın aldığı firmadan istemek olmalıdır.
Tüketiciler, garanti kapsamındaki malın garanti süresi içerisinde arızalanması durumunda, malın bedelini ya da ayıpsız olan yenisiyle değiştirilmesini isterler ise, malı teslim ettikleri satıcı ya da serviste bir fiş ya da belge düzenlettirilerek ; bu fiş ya da belgeye “ ben, malın tamirini değil, bedelini ya da yenisiyle değiştirilmesini istiyorum” şeklinde bir not yazıp, belgenin bir suretini alsınlar.
Tüketiciler, garanti süresi içinde arıza yapan malın bedelini ya da yenisiyle değiştirilmesini satıcıdan istediğinde, eğer olumsuz cevap alırsa, tüketici derneklerine, tüketici sorunları hakem heyetlerine ya da tüketici mahkemelerine başvuruda bulunarak haklarını arayabilirler.
Tüketiciler, garanti kapsamındaki malları satın alırken, mutlaka mala ilişkin onaylı garanti belgesini, faturayı ve Türkçe tanıtma ve kullanma kılavuzunu istesinler ve bunları saklasınlar.
ABD’nin 700 milyar dolarlık kurtarma paketi Türkiye ekonomisinin büyüklüğünden fazla. Tüm Afrika’nın milli gelirinin yedi katını buluyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde mali sistemi kurtarması beklenen 700 milyar dolar, başka mali değer veya harcamalarla kıyaslandığında ne anlama geliyor? İşte sorunun yanıtı…
Reuters’ın derlediği verilere göre, 700 milyar doların büyüklüğü şöyle:
* Kurtarma planı için öngörülen miktar, 2007 yılını toplam 660 milyar dolarlık büyüklükle kapatan Türkiye ekonomisini aşmış durumda.
* 700 milyar dolar, kabaca Hollanda’nın gayri safi yurt içi hasılasına eşit. Pakistan’ınkinin ise 5 katı büyüklüğünde.
TÜM AFRİKA’NIN GELİRİNİN 7 KATI
* Afrika’nın tümünün birleşik gayri safi yurt içi hasılası ise yalnızca 100 milyar dolar. Bir başka deyişle, 700 milyar dolarlık paket, tüm Afrika ülkelerinin gayri safi yurt içi hasılasının tam 7 katı büyüklüğünde.
* ABD, 2001 yılından bu yana Afganistan ve Irak savaşları için yaklaşık 800 milyar dolar harcadı.
* ABD’nin 2007 yılındaki savunma bütçesi yaklaşık 78 milyar dolar düzeyindeydi.
130 UÇAK GEMİSİ ALINABİLİYOR
* 700 milyar dolar ile her biri 5.3 milyar dolar olan 130 tane uçak gemisi satın alınabiliyor.
* Mali piyasaları kurtarma paketinin faturasını, dünyanın en zengini olan ve kişisel serveti 57 milyar dolar eden Bill Gates’ten ancak 12 tanesi ödeyebiliyor.
* En zengin 400 Amerikalının toplam net varlıkları, kurtarma planı için öngörülen miktarın yaklaşık iki katı.
İKİ DEV PETROL ŞİRKETİNE BEDEL
* Dünyanın en büyük iki petrol şirketi, Exxon Mobil ile PetroChina’nın perşembe akşamı borsa kapanışı itibarıyla toplam piyasa değeri de 728 milyar dolardı.
Kaynak: www.ntvmsnbc.com
Kendi açımdan anlatıyorum bak, seni bilemem.
En güzel uyku bu sonbahar mevsiminde oluyor valla. Hani biraz havalar soğuk ya bu mevsimde, e tabi kaloriferlerde daha yanmadı. İşte hava soğuk olunca gece gece böyle üstüne kat kat battaniye yorgan atıp altta sıcacık durmak… çok güzel oluyor. Anında uyuyabiliyorum ve gecenin bi köründe hiç uykumu bölmeden sabah edebiliyorum.
Muzdarib bir gönülle, kâbûslu hayâllerle,
vuslat-ı cânâna ve gülistâna elvedâ!
Gizli âh çekmelerle, içli iniltilerle,
zevkıne doymadığım nevbehâra elvedâ’!
Gökler karardı yine, hiçbir yer görünmiyor,
mübhem bir kuvvet beni, her an geri çekiyor,
Mâdem ayrılacakdın, yâ niçin geldin diyor,
basdığın azîz taş ve topraklara elvedâ’!
Göz yaşım ummân oldu, yol vermiyor geçeyim,
ayrılıp, göz nûrumdan, ben nereye gideyim?
Bu firak ateşiyle, yanıp yanıp biteyim,
hergün yeniden doğan arzûlara elvedâ’!
